2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü: Yaşamsal Alanlar Tehdit Altında

Kırmızı Kadın
914 Gösterim
A+A-
Sıfırlı

Her yıl 2 Şubat’ta kutlanan Dünya Sulak Alanlar Günü, bu hayati ekosistemlerin korunmasının önemine dikkat çekmektedir. Sulak alanlar, insanlık tarihinin şekillendiği, biyoçeşitlilik ve ekolojik denge açısından hayati öneme sahip ekosistemlerdir. Nehirler, göller, bataklıklar, sazlıklar ve turbalar gibi doğal ya da yapay su alanları, dünya üzerindeki en zengin biyolojik çeşitliliği barındırır. Ancak, bu hayati alanlar her geçen gün artan bir tehditle karşı karşıya.

İklim Adaleti Koalisyonu‘nun sulak alanların karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekmek için bir basın açıklaması yayınladı.

Dünya yüzeyinin yalnızca %6’sı sulak alanlardan oluşsa da, bitki ve hayvan türlerinin %40’ı bu ekosistemlerde yaşamaktadır. Sulak alanlar, karbondioksit emilimi konusunda da kritik bir rol oynar; kıyı sulak alanları, yağmur ormanlarına göre %55 daha hızlı karbon yutar. Buna rağmen, sulak alanlar tropikal yağmur ormanlarından üc kat daha hızlı bir şekilde yok olmaktadır. 1970’ten bu yana dünya genelinde sulak alanların %35’i kaybolmuştur.

Türkiye’de Sulak Alanların Alarm Veren Durumu

Geçmişte, DSİ aracılığıyla on binlerce hektar sulak alan, sivrisinek sorunu ve tarım arazisi ihtiyacı gerekçesiyle kurutulmuştur. Bu durum, Türkiye’nin önemli kuş göç yolları üzerindeki biyoçeşitliliği ciddi anlamda tehdit etmiş; kurutulan alanlarda kontrol edilemeyen turba yangınları ve artan metan gazı salınımı iklim krizini daha da derinleştirmiştir.

1965’ten bu yana Türkiye’deki göl sayısı 240’tan 54’e düşerek, sulak alanların çoğunluğu haritadan silinmiştir. Kalan alanlar ise susuzluk ve kirlenme baskısı altında yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ramsar Sözleşmesi kapsamında korunması gereken 12 uluslararası önem taşıyan sulak alan da ciddi risk altındadır.

Sanayi ve Tarım Baskısı

Sulak alanların kurumasının ana nedeni iklim krizi olarak görülse de, sanayi ve tarımsal faaliyetler için aşırı yer altı suyu kullanımı daha büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Tarımda su kullanımı sınırlandırılırken, sanayi tesisleri için böyle bir kısıtlama bulunmamaktadır. Kaçak su kuyularıyla yer altı su kaynakları tükenmekte, bu da sulak alanların geri dönüşü olmayan bir biçimde zarar görmesine yol açmaktadır.

Kirlenme ve Müsilaj Krizi

Sulak alanların diğer büyük tehdidi sanayi ve kanalizasyon atıklarıyla kirletilmedir. Bu kirlenme, Marmara Denizi’nde yeniden ortaya çıkan müsilaj sorununu tetikleyen faktörlerden biridir. Yetersiz çevre politikaları ve denetimsizlik, su ekosistemlerini geri dönüşü olmayan bir yola sürüklemektedir.

Mileyha Sulak Alanı: Deprem Sonrası Yeni Tehdit

2023 Antakya depremi sonrasında, Mileyha Sulak Alanı’na dökülen molozlar, bu kritik ekosistemi tehdit etmektedir. Afrika-Avrupa kuş göç yolunun önemli bir parçası olan bu alan, plansız yapılaşma ve kirlilik nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Çağrı: Geleceğimizi Koruyalım

İklim Adaleti Koalisyonu, sulak alanların korunması için siyasi iradenin sorumluluk alması gerektiğini vurguluyor. Belediyeler, sivil toplum örgütleri ve bireyler olarak bu hayati ekosistemlere sahip çıkmalıyız. Karbon yutak alanlarını korumak, iklim krizine karşı mücadelede en güçlü silahlarımızdandır. Sulak alanları kaybettikçe yalnızca doğayı değil, geleceğimizi de kaybediyoruz.

İlgili Yazılar

Yorumunuz

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00