Laiklik Platformu çocuklar, gençler, seçme ve seçilme hakkına ve adalete ve laikliğe sahip çıkmak için yürüyüş yaptı. Yürüyüşten sonra gerçekleştirilen basın açıklamasında istismar edilen, öldürülen çocuk ve kadınlar için, tutuklanan gençler için adalet vurgusu yapıldı.
Laiklik Platformunun basın açıklaması şöyle:
Bugün, yargı sistemine, adalete ve hukuki güvenlik ilkesine olan inancı ağır darbe almış Türk milletinin gözü kulağı; Narin çocuğumuz ile, 19 Mart Sivil Darbesine karşı gerçekleştirdikleri protestolarda yalnızca Anayasal haklarını kullandıkları için polis tarafından orantısız müdahaleye maruz bırakılan ve üzerine hukuksuzca tutuklanan gençlerimizin duruşmalarındaydı.
İki gün önce 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı içimiz buruk şekilde kutladık. Hapsedildiği aile içi şiddet sarmalı içerisinde cinayete kurban giden, cenazesinde dahi bu toprakların kadına, kız çocuklarına biçtiği makus talihten azade edilemeyip tabutuna gelinlik bırakılan, neden ve kimler tarafından öldürüldüğü tamamen aydınlatılamayan Narin bebek için ve Devletin yaşam hakkını koruyamadığı tüm çocuklarımız için adalet istedik; çocuklarımızın yaşam hakkının, eşit ve dengeli beslenme, barınma, cinsiyet eşitliği temelli eğitim haklarının korunmasını, kız çocuklarının zorla evlendirilerek sistematik cinsel istismara maruz bırakılmasının önlenmesini, çocuk gelin ve çocuk işçi kavramlarının silinmesini talep ettik.
Bugün her dört çocuğumuzdan biri çalışmak zorundadır. Çocuklarımız okullarının dışında emek sömürüsü içindedir. İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre Nisan ayının ilk 18 gününde çok sayıda çocuk çalışırken yaşamını yitirdi ya da yaralandı.
Her çocuğun sağlıklı, güvenli ve sevgi dolu bir ortamda büyüme hakkı vardır. Ancak istismar, ihmalkârlık, şiddet ve yoksulluk bu hakkın ihlal edilmesine neden oluyor. Devlet kurumlarının ve siyasi iktidarın en temel görevi, çocukların üstün yararını gözeterek onları her türlü tehlikeden korumak ve çocukların büyümesi için sağlıklı bir ortam yaratmaktır.
Eğer devlet mekanizmaları; çocuk işçi çalıştırma yasağının uygulanmasını sağlasaydı, koruma ve denetim yükümlülüğünü yerine getirseydi; Samsun’da inşaattan düşerek ölen 17 yaşındaki Necip Fazıl Çırak, Niğde’de plastik geri dönüşüm tesisinde kolunu makineye kaptırarak feci şekilde can veren 14 yaşındaki Abdurrahman Özkul, Konya’da sondaj halatının kopan kancasının yüzüne çarpması ile can veren 14 yaşındaki Suriyeli çocuk işçi Yusuf Mısri, Kayseri’de kum ocağında çalışırken Kızılırmak Nehri’ne düşüp boğularak ölen 17 yaşındaki Mehmet Özarslan, çalışmak için Şırnak’tan Antalya’ya giden ve iş yerinde intihar ederek yaşamına son veren 17 yaşındaki Yakup Taşar bugün hayatta olacaktı.
Çocuğun cinsel istismarı, çocuk cinayetleri, çocuk işçi cinayetleri münferit olaylar değil, politiktir!
Çocukların yeri, inşaatlar, sondaj kuyuları, kum ocakları, maden ocakları değil, okuldur!
Çocukların yeri, fiziksel, psikolojik, cinsel olmak üzere her türden şiddete, istismara maruz bırakıldıkları, çağın yüzyıllarca gerisinde kalmış, köhne, yerle yeksan edilmeye mahkûm, zehirli bir aklın ürünü olan cemaatler, tarikatlar değil; insan onuruna yaraşır koşullarda, güven içerisinde yaşayacakları ve kendilerini gerçekleştirebilecekleri devlet yurtlarıdır!
Mücadelemiz; ailesi tarafından zorla gönderildiği cemaat yurdunda gördüğü baskılara dayanamayarak intihar eden Enes Kara’yı bu karanlığa hapsedenlerledir!
Mücadelemiz; “staj” adı altında MESEM’lerle “çocuk işçi” sınıfı yaratan, çocuklarımızı ağır işlerde çalıştırarak ihmalen katledilmelerine göz yumanlarladır!
Mücadelemiz; 4+4+4 sistemi ile kız çocuklarını okuldan uzaklaştıran, takip yükümlülüğünü yerine getirmeyen, çocuklarımızı şiddet, istismar dolu ailelere hapseden, “çocuk anne” oranını arşa çıkaran, kadınların babasının evinden çıkıp kocasının evine girmesini isteyen, kadın düşmanı politikaların müsebbipleriyledir!
Mücadelemiz; otoriterleşmeye, baskılamaya yarayan her türlü kararda tokmağını her an ensemizde hissettirirken, korumaya ve yaşatmaya gelince çocukları, kadınları yapayalnız bırakan siyasallaşmış eril yargı sistemiyledir.
Zannedilmesin ki çocuklarımızı, istismar yuvası cemaat ve tarikat yurtlarına, MESEM’lerle ölüm fermanlarını hazırlayan iktidarın insafına terk edeceğiz!
Siyasal iktidarın memleketin her köşesine tuğla tuğla örmeye çalıştığı korku duvarını yıktığımız gibi kanla, kavgayla, istismarla, hukuksuzlukla, yoksullukla, yolsuzlukla, gericilikle müteahhidi olmaya çalıştıkları kültürel hegemonyayı da yıkacağız!
Çünkü biz; sokakları güven içinde, çocukları yatağa aç girmeyen, sevgi dolu ailelerde yetişen, eşit, nitelikli, laik ve bilimsel bir eğitim alan, geleceğe umutla baktığımız bir Türkiye hayal ediyoruz.
Çocuklarımız için yetkililere çağrımızdır!
Çocuk koruma mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Çocuklar yoksulluk cenderesinden kurtarılmalı nitelikli, bilimsel, laik eğitim almalıdır.
Eğitimde din eğitimi ile dinci eğitim arasındaki ayrım netleşmeli, proje okullarında tektenci yaklaşımdan uzaklaşılmalıdır.
İhmal ve istismara karşı daha etkin önleyici tedbirlerin alınmalıdır.
İlgili tüm kurumlar şeffaf ve hesap verebilir şekilde çalışmalıdır.
23 Nisan aynı zamanda ulusal egemenliğimizi kutladığımız gündür. Ne demektir ulusal egemenlik? Halkın iradesine dayanır, ülkenin tam bağımsızlığını içerir, demokratik düzenin temelini oluşturur. “Ulusal egemenlik”, bir milletin kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olması, başka bir gücün vesayeti ya da denetimi altında olmadan kendi kaderini tayin edebilmesidir. Daha açık bir ifadeyle, bir devletin yönetim yetkisinin kaynağının doğrudan halk olduğu düşüncesidir.
Oysa bugün yönetim yetkisini oylarıyla seçerek teslim ettiği iktidar erki tarafından halka reva görülen; demokrasinin ayaklar altına alınması, seçme ve seçilme hakkının fiilen uygulanamaz hale getirilmesi, gençlerimizin ifade özgürlüğü kapsamında gerçekleştirdikleri eylemler, paylaşımlar ya da görüş açıklamaları nedeniyle gözaltına alınması ve tutuklanması olmuştur. Aydın, vatansever, emekçi vatandaşlarımız, ülkemizin geleceği gençlerimiz bu hukuksuzlukla yönetilmeyi hak etmemektedir! Gençlerin seslerini duyurmaya çalıştığı demokratik yolların baskı ve cezalandırma ile engellenmesi, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz. Hukukun ayaklar altına alındığı bu yaklaşımlar kabul edilemez.
Gençlik; sorgulayan, düşünen, eleştiren ve değişim talep eden bir toplumsal dinamiktir. Onların düşüncelerini ifade etmesi bir tehdit değil, demokrasinin sağlıklı işleyişi için bir gerekliliktir. Bu sesleri bastırmak yerine dinlemek, anlamak ve çözümler üretmek sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır.
Buradan bu süreci yönetenlere çağrımızdır!
Tutuklanan gençlerimiz derhal serbest bırakılmalıdır.
Gençlere yönelik baskı politikalarına son verilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Anayasal hakları olan ifade ve toplanma özgürlüğüne saygı gösterilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde hareket eden, Anayasamızın 2. Maddesinde belirtildiği üzere; toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu bilinciyle Devlet niteliklerine uygun hareket edilmelidir.
Bizler, bu ülkenin vatansever yurttaşları; seçme ve seçilme hakkını fiilen ortadan kaldırma girişimlerine, bir Devletin nasıl yürütülüp yaşatılacağının kanunu olan Anayasamız defalarca delinmişken; Anayasal teminat altına alınmış olan protesto hakkını kullanarak hukuksuzluğa karşı çıkan vatandaşlarımızın, gençlerimizin hürriyetlerinden hukuksuzca alıkonulmalarına, tüm bu hukuksuzluk tehditlerine boyun eğmeyeceğiz! Eşit, özgür, hukuku esas alan, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetini koruyacak ve yaşatacağız!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Düzeniniz batsın, gençlerimiz ve çocuklarımız yaşasın!
Ülkemiz, gençlerimiz ve çocuklarımızın için adalet!
Zalimlere boğun eğmeyeceğiz!
Eşitlik, özgürlük, adalet!