Kadın cinayetleri, kadın katliamına dönüştü!

Denizli Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Merve Öğüt, 2024’te 428 kadın hayattan canice koparıldığını söyleyerek, “Ülkenin dört bir yanında her geçen gün artan; artık ‘kadın cinayeti’ yerine ‘sistematik bir cinskırım’ olarak adlandırdığımız bir ‘kadın katliamı’ var” dedi.

2024 yılında kadın cinayetleri konusunda Denizli Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Merve Öğüt, Kırmızı Kadın’a röportaj verdi.  çarpıcı açıklamalarda bulunan Öğüt, kadın cinayetlerinin artık katliama dönüştüğüne dikkat çekti.

2008 YILINDAN BU YANA CİDDİ BİR ARTIŞ VAR

Kadın cinayetlerinin bugünkü geldiği durumu değerlendirebilir misiniz?
Yalnızca Denizli’de değil, ülkenin dört bir yanında her geçen gün artan; artık ‘kadın cinayeti’ yerine ‘sistematik bir cinskırım’ olarak adlandırdığımız bir ‘kadın katliamı’ var. Resmi verilere 2008 yılında 68 kadın cinayeti işlenmişken; 2024 yılında 428 kadın hayattan canice koparıldı. Yalnızca Kasım ayında 32 kadın öldürüldü, 26 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Kasım ayında öldürülen 32 kadının %63’ü evlerinde, %53’ü evli oldukları erkek tarafından öldürüldü. Diğer cinayet failleri de yine kadınların en yakınındaki erkekler; öldürülen kadınların birlikte olduğu erkek, oğlu, akrabası, eskiden birlikte olduğu erkek ya da eskiden evli olduğu erkekti. Cinayet faillerinin beyanlarına göre cinayet bahanelerinin ise; yüksek oranda kadının boşanmak istemesi, barışmayı/ilişkiyi/evlenmeyi reddetmesi gibi kadının erkeğe ‘hayır’ demesine ilişkin olduğunu görüyoruz. Bu da kadın cinayetlerinin ilk ve en önemli sebebinin; erkeğin reddedilmeyi kabul edemeyen, kadının hayatına ilişkin kararlar almasına izin vermeyi reddeden, kadının erkeğe bağımlı kılınmayı reddettiğinde ise hayatını elinden almayı kendisine ‘hak’ gören ve hatta erkeği haklı bulan ve erkeği öfkelendirmemeyi, erkeği idare etmeyi, erkeğe itaat etmeyi tavsiye eden hegemonik toplumsal zihniyet olduğunu göstermektedir.Kadın cinayetlerinin sona ermesi; öncelikle ataerkil toplumsal zihniyetin değişmesi ve akabinde kadına yönelik şiddetle gerek bireysel gerekse kamusal topyekün mücadele ile mümkündür.

KADIN CİNAYETLERİ KANIKSANMIŞ DURUMDA

Meydanlarda eylemler düzenleniyor, siz de komisyon olarak yer alıyorsunuz ancak, çok fazla katılım olmadığını görüyoruz. Halk bu konuya duyarsız olduğundan mı?
Ülkenin dört bir yanındaki tüm kadınlar gibi biz de Denizli Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak, birçok insan hakkı savunucusu STK ile birlikte alanlarda yaşam hakkımızın teslim edilmesini istediğimizi haykırıyoruz. Eylemlerin muhatabı kadının yaşam hakkını koruma yükümlülüğü olan kamu olmasına rağmen; ne yazık ki eylemlerimiz ve haykırışlarımız halkımız için de uzaktan izlediği, katılmaktan imtina ettiği aksiyonlar haline geldi. Eskiden kan dondurucu olarak nitelendirilen, aylarca gündemden düşmeyen kadın cinayetleri ne acıdır ki günümüzde birkaç saatlik haber değeri bile taşımayacak kadar kanıksanmış durumda. O halde toplumsal özeleştirimizi yapmak zorundayız: kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri; bireysel olarak başımıza/ bir yakınımızın başına gelmediği sürece bizi ilgilendirmeyen münferit olaylar değildir. Kadına yönelik şiddet sona ermediği sürece toplumsal şiddet ve kaos da sona ermeyecek, toplumsal huzur sağlanamayacaktır. Toplumsal kanıksamadan bir an önce sıyrılarak kadına yönelik şiddetle mücadeleye bireysel bilinç ve destekle katkı sunmak hepimizin vatandaşlık görevidir.

“ÇAĞ DIŞI POLİTİKALARDAN VAZGEÇİLMELİDİR”

Son zamanlarda aile birliğinden söz ediliyor. Kadının evde oturmasa gerektiği gibi birçok şey söyleniyor. Kadın evde oturunca aile birliği sağlanmış mı olacak?
Öncelikle sanki ailenin korunmasının önündeki engel kadının birey olmasıymış gibi kadının bireyliğini kabul etmeme ısrarıyla sürdürülen; kadının edilgenleştirildiği ve erkeğe bağlı hatta bağımlı kılınmaya çalışıldığı ‘kadının soyadı hükmü, çocuk sayısına ilişkin nüfus planlamaları, çocuk doğurma metotlarına ilişkin kamu spotları, aile çalıştayları’ gibi çağ dışı politikalardan vazgeçilerek; insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği odağında politikalar geliştirilmek zorundadır.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE 6284 SAYILI KANUN TAM UYGULANMALI

Şiddetle mücadele nasıl olur?
Toplumsal, kadına yönelik ve ev içi şiddetle mücadele; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası insan hakları protokolleriyle üstlendiği yükümlülüklerdir. Devlet erki; başta “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi” ve diğer uluslararası sözleşmelerle yerine getirmeyi üstlendiği koruma, yaşatma, şiddeti ve ayrımcılığı önlemeye yönelik her türlü önlemi alma gibi yükümlülüklerini; Anayasa, Türk Medeni Kanunu, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gibi iç hukuk mevzuatı ile etkin ve hızlı şekilde yerine getirmek, mekanizmalarını aksiyona sevk ve takip etmek zorundadır.

KANUNSAL ANLAMDA EKSİKLİK YOK, UYGULANMASINDA SORUN VAR

Kanunda cezai eksiklikler var mı ki, bu kadar ceza indirimleri oluyor?

Türkiye’de uygulanan kadına yönelik şiddetle mücadele mevzuatı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun, kapsamlı ve yeterlidir; ancak yasaların, bilhassa 6284 Sayılı Kanunda öngörülen koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanmasında etkin, hızlı ve gereği gibi aksiyon alınmaması ve takip edilmemesi sebebiyle kadına yönelik şiddetle mücadele yetersiz kalmaktadır. Öte yandan son dönemde Türk Ceza Kanunu’nda kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin birçok değişiklik yapılmış; kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, tehdit gibi suçların kadına karşı işlenmesi cezayı ağırlaştırıcı nitelikli haller arasında sayılmıştır. Ancak İnfaz Yasası’nda tüm kadınların, kadın hakları savunucularının ve duyarlı halkın beklediği kadına yönelik şiddeti caydırıcı ceza infaz düzenlemeleri bir türlü yapılmadığı gibi; devamlı surette fail lehine düzenlemelerin eklendiği İnfaz Yasası caydırıcılık ilkesinden çok uzaktır. Bu nedenle yasa koyucular, kadına yönelik şiddetle mücadele görevlerini şiddet faillerinin cesaretlerini kıracak caydırıcı düzenlemelerle yerine getirmek zorundadır.

KOLLUK KUVVETLERİ VE YARGI GÖREVLİLERİ TEDBİRİ ALMALI VE TAKİP ETMELİ

Kadın tehdit ediliyor, emniyet güçlerine ve adalete sığınıyor. Ancak kadın korunamadığı için ölümü kaçınılmaz son oluyor. Bu döngü nasıl kırılır?
Kolluk kuvvetleri; kendilerinin kadına yönelik, ev içi ve aile içi şiddet neticesinde veya şiddet tehlikesi altında ve hatta şiddet tehlikesi devam ederken ilk başvurulacak makam olduklarının bilinciyle hareket etmek; 6284 sayılı Yasanın öngördüğü üzere ivedilikle almaları gereken koruyucu ve önleyici tedbirleri almak ve gereğini takip etmek zorundadır.

Yasaları tatbikle görevli yargı görevlileri ise; kadına yönelik şiddete ilişkin müracaat ve şikayetlere ilişkin derhal, hızlı ve etkin soruşturma ve tahkikatlarla eşzamanlı olarak şiddet tehlikesini bertaraf edecek koruyucu ve önleyici tedbirler almak zorundadır. Koruma kararlarının gerekleri takip edilmeli, ihlal durumunda gereği ivedilikle ifa edilerek şiddet tehlikesi altındaki kadının yaşam hakkı titizlikle korunmalıdır.

CAYDIRICI CEZA VERİLMELİ

Takım elbise giydi diye verilen indirimin hukuki gerekçesi nedir?
Denizli Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak takip ettiğimiz kadına yönelik şiddete ilişkin ve özellikle kadın cinayeti yargılamalarında ise; son dönemde yargı makamının TCK 62. Maddede düzenlenen ve halk arasında ‘kravat indirimi’ olarak bilinen iyi hal indirimi ve TCK 29. Maddede düzenlenen haksız tahrik indirimi hükümlerini uygulamamaya başladığını görüyoruz. Ancak hala ne yazık ki ülke genelinde mahkemelerce, cinayet sanığının ‘beni aldattı, bana küfür etti, erkeklik gururuma dokunan sözler söyledi’ gibi haksız tahrik indirimi almak saiki güden savunmalarına itibar edilmektedir. Oysa ki hangi söz, hangi davranış, hangi ‘erkeklik gururu’ bir insanın yaşamının elinden alınması için sebep olabilir?  Mahkemelerin, bilinçli her erkek için zaten hakaret niteliğinde olan ‘erkeğin öfkelendiğinde gözü hiçbir şey görmeyen otokontrolsüz bir varlık olduğu’ ön kabulünden sıyrılarak bu yöndeki savunmalarına itibar etmeyerek yapacağı adil yargılama sonucu verilecek adil ve caydırıcı ceza mahkumiyetleri, kadın cinayeti faillerinin cesaretini kıracak; kamuoyunun bitmeye yüz tutmuş adalet inancı da yeniden tesis edecektir.

6284 KORUR, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR!

Kadın cinayetlerini önlemek için Baro olarak neler yapıyorsunuz?
Bizler, Denizli Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak; ülkenin dört bir yanındaki Barolarımızdaki tüm meslektaşlarımızla birlikte, cübbelerimizle birlikte giydiğimiz, Avukatlık Kanunu’nun ‘insan haklarını korumak ve savunmak’ görev ve yetkisi ile; insan haklarının belki en kutsal ve en korunması gereken hakkı olan kadın haklarına yönelik hak ve kazanımlarımızı korumak ve geliştirmek için, öldürülürken yalnız bırakılan kadınların, adalet arayışında başka kadınlar tarafından temsiliyetinin, kadınların kendi yaşama haklarını koruması için bir zorunluluk olduğunun bilinciyle; adaletin tesisi için ve cezasızlık politikasına karşı, kadına yönelik her türlü şiddet ve hak ihlaliyle ve şiddetin kaynağında yatan ayrımcılıkla sona erinceye değin mücadele etmeye ve Devletin, kadının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ifa eden tüm yasa uygulayıcılarının görevlerini gereği gibi ifa etmesi için takibe devam edeceğimizi; halen şiddetin önündeki en büyük koruma kalkanı olan ve mevzuatımıza 6284 Sayılı Kanunu kazandıran İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesine izin vermeyeceğimizi, Sözleşmenin feshine yol açan bilgi kirliliği ve bilinçli propagandalara karşı aydınlatma görevimizi sürdüreceğimizi ve Sözleşmenin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz. Her zaman söylediğimiz gibi: 6284 korur, İstanbul Sözleşmesi yaşatır!

Related posts

ADD Çocuk Tiyatrosu ‘Hayaller ve Rüyalar’ı sahneledi

Denizli’de çevreciler Esra Işık’ın serbest bırakılmasını istedi

Otistiklerin sayısı hızla artıyor: Onlar için sistem istiyoruz!