Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına şiddet her yıl artmaktadır. Ülkemizde 2018 yılında erkek terörü sonucu hayatını kaybeden kadın sayısı 436 iken bu sayı 2019 yılında 474’e yükselmiştir. Bu şiddetin önüne geçebilmek için Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanunun uygulamasında yetersiz kalınması sonucu kadına şiddet önlenemediği gibi istatistiklere baktığımızda kadın cinayetlerinde artışın olduğu gözlemlenmektedir.
Kadına yönelik şiddet, nerede yaşanırsa yaşansın –evde ,sokakta, işyerinde- kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik zarar veren eylemler veya bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.
Yaptığımız tanımdan da anlaşılacağı üzere, şiddetin fiziksel olması şart değildir. Şiddet, fiziksel olabileceği gibi, cinsel psikolojik veya ekonomik olabilir. Tokat atmak nasıl şiddetse, zorla evlendirmek, hamile kalmaya zorlamak, aşağılamak, ailesiyle görüştürmemek, ev harcamaları için para vermemek, gelirini elinden almak da birer şiddettir.
Evlilik birliği içerisinde şiddete maruz kalan taraf genellikle kadınlar olmaktadır. Kadınların iş hayatında daha fazla yer almalarıyla birlikte kendi geliri olan kadın sayısında ciddi bir artış olmuştur. Ayrıca kısa bir zaman öncesine kadar kız çocuk sahibi olmak bir kabahat, bir kusur gibi görülürken artık çoğu kadın ve erkeğin hayali kız evlat sahibi olabilmektir. Olması gereken gibi kız çocukları erkek çocuklarıyla aynı itibarı görmeye başlamıştır. Bu değişiklik kadınların karakterine yansımıştır. Artık kadınlar hem ekonomik yönden hem de manevi yönden güçlü hale gelmiştir. Bu da çoğu kadının şiddete sessiz kalmamasını sağlamıştır. Geçen yıl Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun tanıdığı hakla şiddet mağduru 120.000 kişi, Aile Mahkemelerinden korunma talebinde bulunmuştur.
Yukarıda saydığımız şiddet çeşitleri aynı zamanda boşanma sebebidir. Boşanma davalarının yüzde yetmiş beşine yakın bir kısmını kadınlar açmaktadır.
Ayrıca şiddete maruz kalanlar boşanma davasında maddi ve manevi tazminat da talep edebilirler. Uygulanan şiddet ceza hukuku açısından suç teşkil ediyorsa şiddet uygulayan hakkında ceza mahkemelerince ceza verilir. Aile içi şiddet kamu hukukunu ilgilendirdiği için şiddet uygulanan şikayetinden vazgeçse dahi şiddet uygulayan hakkında mahkemece ceza verilir.
Aile, toplumun temel yapı taşı. Aile içi şiddet, toplumumuzun kanayan yarası. Aile kurumu zayıflarsa, toplum da zayıflar. Aile içi şiddet ailede yer alan çocukları da olumsuz etkilemektedir. Şiddete tanık olan erkek çocukları, gelecekte, eşlerine ve çocuklarına şiddet uygulamaya eğilim gösterebilirler. Şiddete tanık olan kız çocukları şiddeti normalleştirebilir ve kendisine şiddet uygulandığında sessiz kalabilir. Yani aile içi şiddete dur demezsek kısır döngü içerisine girmiş oluruz. Aile birliğinin temeli zayıf olacağı için yıkılma ihtimali de fazla olacaktır. Boşanmalar artarak devam edecektir. Etrafta çok sayıda mutsuz çocuk, mutsuz ebeveynler olacaktır. Hep birlikte şiddete dur diyelim. Hiç kimse şiddet görmeyi hak etmez. Bunu da unutmayalım. Şiddete sessiz kalmayalım.
Zehra Demirci